Daldan dala

Tanım

Siyaset, ticaret, gazetecilik, pazarlama, felsefe, sinema...


Bağlantılarım

* Ana Sayfa
* Profilim
* Arşiv
* Arkadaşlarım

Tarihin sonu ne zaman gelir?

 

New York’un en işlek caddesinde yürüyen bir adam görürsünüz. Adamın elinde taşıdığı tabelada “Dünyanın sonu geldi! Tövbe et!” yazılıdır. Adam her gün dünyanın -insanın ve tarihin- yarın son bulacağını söyler durur. O yarın gelmez ve o adam o yarın gelinceye kadar orada koşacak. Bazı deliler Tanrı'nın elçisi olduklarına inanmış ve inandırmışlardır. Şizofreni veya delilik sadece sokaktaki insanlar arasında bazılarının boyunlarına ilan asarak dünyanın sonunun ilan etmesi ve Tanrı'ya sığınıp af dilenmesi çağrısıyla sınırlı kalmaz. Daha kötüsü akademik alandaki yeteneksizlerin şizofrenileri, egemen güçlerin çıkarına olduğunda delilik para yapar ve popülerleştirilir. Türk televizyonunun “büyük araştırmacısı” Teksoy’a bile taş çıkartacak “bilimsellikler” öne sürülür. Örneğin tarihin bittiğinin ilanı gibi… Fukuyama, Bell ve Huntington’dan daha ileri giderek, 1989’da sadece ideolojilerin değil, “tarihin bittiğini” haber verir: Fukuyama’ya göre, sadece Soğuk Savaş'ın sonu veya savaş sonrası belli bir tarihi dönemin geçişi değil, fakat tarihin son buluşuna şahit oluyor olabiliriz. Bu da insanlığın ideolojik evriminin son noktası ve insan yönetiminin son biçimi olan Batı Liberal Demokrasisi'nin evrenselleşmesiyle oluyor (Fukuyama, 1989’dan aktaran Tehranian & Tehranian, 1997:126). Tarihin sonu ilanıyla, Fukuyama, geriye temizlemesi için birkaç pürüzü kalan sermayenin, dünya egemenliğini kutlamaktadır. Fukuyama’ya göre (1992’den aktaran Sparks, 1998) “artık kimse daha iyi, daha özgür bir dünya düşüyle hareket ediyor gibi yapamaz. Onların siyasal ifadelerinden artık korkulmaz”. Fukuyama, böylece kapitalizme karşıtlığın tümüyle bozguna uğradığını belirtmekte ve Amerikan yaşam tarzı ve örgütlenme biçiminin evrenselliğini ilan etmektedir.

Nasıl ki, Bell’in 1960’da ideolojinin sonunu ilan ettiğinde ve sonrasında dünyada bağımsızlık mücadeleleri ve ideolojik çatışmalar kızıştıysa; Fukuyama’nın tarihin sonunu ilan ettiği 1990’ların başında Avrupa ve Amerika dahil birçok yerde laiklik ve fundamentalizm çatışmaları, kültürel emperyalizm ve direnişler kızışmıştı. Huntington, bu durumu (1993) “Uygarlıkların Çatışması” olarak nitelemektedir. Fukuyama’nın uluslararası sermayenin ideoloğluğunu yaparken ilan ettiği tarihin sonu, New York’ta meşhur 5. Caddede dünyanın batacağını ilan eden delininki kadar geçerliliğe sahip değildir: Tarih ne kendini yapar ne de kendi kendiyle son bulur. Tarih Hegel’in ileri sürdüğü gibi fikirlerin savaş alanı değil, bu fikirleri taşıyan ve yaşam koşullarına tepkide bulunan insanın yaşam mücadelesidir. Tarihi ne tarih ne de fikirler yapar. Tarihi yapan insandır ve tarihin sonu ancak insanın sonuyla gelir. Burjuva Liberal Demokrasisi denilen ücretlimaaşlı soygun sistemi insanın yarattığı tarihin en yaygın kölelik biçimlerinden biri karakterine sahiptir. Marks’ın belirttiği gibi, kapitalist sermaye dünyanın her köşesinde kendi imajında bir dünya yaratma peşinde koşmaktadır. Sermayenin dünya egemenliğini tamamlaması bile tarihin bir sonu değil, tarihin belli bir biçimdeki devamıdır. Sermayenin artı-değer (surpluss) gaspına dayanan kölelik sisteminin pazarını genişleterek elde ettiği dünya egemenliğiyle, tarih bitmez, aksine egemenlik ve mücadele yeni boyutlar kazanır. Huntington’un sermaye için korkusu 1990’larda (Huntington, 1993) işçi sınıfı olmaktan çıkmış ve İslam ve Doğu dinlerinin işbirliğiyle Liberal Burjuva Demokrasisi için yaratacakları tehlike kabusuna dönüşmüştür. Doğu Asya ve yeni Orta Asya Cumhuriyetleri'yle ekonomik ve kültürel ilişkideki Orta Doğu İslam rejimleri, özellikle İran, bu kabusu daha da artırmaktadır. Türkiye’de 1998’de “irticaya karşı” devletin aldığı siyasal ve kültürel tedbirler ve buna karşı direniş politikaları bu kabusun ulusal bazda önemli bir yönünü gösterir.

Liberal ideolojinin uluslararası sözcülüğü daima egemen güçler tarafından kucaklanmıştır: Fukuyama’nın görüşleri de Amerikan dış politikasıyla ve ideolojik kültürel savaşla ilgili kamu ve özel kurumları tarafından özellikle 1989-1990 yılında törenle karşılanmıştır. Nasıl ki İkinci Dünya Savaşı sonrası George Kennan ile Amerika’nın Soğuk Savaş “durdurma politikası” başlatılmış ise, Fukuyama’nın önerisi ve özellikle Huntington’un kabusu, Çin’e ek olarak aranan yeni bir düşmanı göstermekte ve bu yönde Amerikan politikacılarına, Hıristiyan olmayan örgütlü dinlerin karşıtlığını gericilik, yobazlık, demokrasiye ve insanlığa düşman olarak ilan edip, bu yeni düşmanı “durdurma” politikası için gerekçe sunmaktadır.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Tarih: 10:09, 30/10/2005
Yorum yaz

....

msn me cevap yazmanı beklerdim.blogcu nusret benim.yeniceoba yla alakalı geçmişin varsa ne olur yaz.bekliyorum

Yazan: nihat Tarih: 2006-04-28 14:16:28, 2006-04-28 14:16:28

Bağlantı

insanlığın sonu ve kıyamet

bu alıntı nerden alma bilmem ama kafamda ciddi şüpheler uyandırdı.insanoğlunun ekosistemde ne kadar etkili olduğunu gözler önüne sunuyor.aklıma takıldı aslın da yorum yapmayacağım.sadece aklımdean geçenleri yazıyım bu yazıyı okurken.bel ki konuyla alakasızda olacak amasöyliyeyim yinede.bingbanglar dan bahsederler.küresel ısınma der birileri.bazılarıda buzul püskürtmelerini sebep gösterir kıyamete alamet.insanın yaptıklarına bakıyorum tarihte.acaba diyorum kıyameti insanlar koparabilirmi.bu biyolojık silahlarla ınsan çok rahat koparır.o zaman deccalıda bulmuş oluruz rahatlıkla.ya bush ya ahmed-i necad.bu işin şakası ama
insan koparabilir.düşünün nano teknolojisiyle üretilen robotları.hücre büyüklüğünde ve insan a enjekte edılebılıyor bu robotlar.hem de insanın iradesini etkileyerek.bu robotlar ardı ardına bir tepkimeyle ve kötü niyetle dünyaya yayılsa kıyameti koparabilirlermi.koparır bence.yani kıyameti insanın koparması enbüyük ihtimal.sizler de iyi düşünün
bana hak vereceksınız.

Yazan: nusret Tarih: 2006-04-25 20:38:19, 2006-04-25 20:38:19

Bağlantı

<- | Sonraki Sayfa ->